Macarons a la rose

UYANDIĞIMDA KENDİMİ PEMBE BİR MAKARON OLARAK BULDUĞUM YER

0 yorum

Kurallar ve oranlar..

Kurallarla doğmuştuk hepimiz, kalıplarda gelmiştik yerküreye. Her şey belli bir orandaydi; soyu tükenmekte olan mamutun yalnızlığı, kuşların gürültülu kalabalığı ve biz, insanoğlu. Herbirimiz kurallar kadar yalnız, oranlar kadar asiktik. Ağaçlar kökleri yutmasın diye belli aralıklar ile dikilirdi mesela; ya da karpuzlar patlamasın diye ağaçta yetismezdi. Tüm bunların sebebi bizdik, bitimizi eşit severdik. Ne sen beni fazla, ne ben seni eksik.

Eylül toparlanın giderken onlardır, yağmurun gelecegini. Eylül, yağmurun habercisi; yağmursa hüznün peygamberiydi. Tanrı ise tüm bu mevsimleri; birbirine asik, iyi, çirkin, kötü ve kıskanç insanlar ile birlikte yaratirdi. İyi ile kötüyü, guzel ile çirkini bir arada yutar ve oranları korurdu. Tanrı bizim gibi aklı bir karış havada gezemezdi iste. Biz oranlarla, kurallarla ve matematik kusan zihnimizde hatalar yaparken, o yalnızca izlerdi. Biz kurallarla ve mevsimler ile bogusurken zaman denilen diş bilerdi. Hızla akar, gecmisi ozlenir kılardi.


Hayatımız boyunca, birbirini tamamlayan acılar ve mutluluklar yasadık. Bazen oyle ölümler duyuyorduk ki ardında “zamansız gitti.”cümleleri bırakılan… Kanınız donuyor. Ve bazen oyle doğumlar duyuyorsunuz ki beraberinde “ömürlü olsun.” cümlesini getiren… Hani en basında kurallar demiştik ya; kimileri sonsuz uyurken kimileri yepyeni bir dünyaya uyanıyor. Yani birileri gidiyor, birileri ise geliyor. Ve tanrı tüm bunları koca bir cinar ağacının altında sessizce izliyor.

0 yorum

YGS pikniği.

Pazar sabahı deli bir trafik ile uyanacagimjzi ve küfredecegimizi biliyordum. Bilmediğim tek şey; bugünün ulusal universite bahçesi piknik gunü olduguydu. Zar zor geldigimiz yıkik dökük edebiyat fakültesi, bir suru kimlik unutan cilekes genc, çocuğunu savaşa gönderirmiscesine ağlayan veliler… Bu görüntü gercekten alisilagelmis biliyorum. Ayilmak icin kahvemizi içtikten sonra bir gezintiye çıkalım diyoruz. Demez olaydık diye de iç geçiriyoruz. Resmen aliye teyze toplamış hatundan takımını güne gelmiş kampüs bahçesine. Gelen geceni eleştirip örgü örüyorlar. Allah bilir benim bacaklarıma da bakıp “piiii Allaaam belasını vermeyee o bacaklara şort giymiş boyu devrilesicee” diye honkurmustur. Gidip yanına “teyze valla kızlar ısrar etti yoksa ben böyle giyinmem biliyon mü zayıflamıştım biraz ondan güç aldım” demek istedim ama sustum. Virgin radio dinleye dinleye yoluma devam ettim. Araba icinde uyuyanlar, makyajsizliktan hortlaga donen kadınlar alllaaaam alllaaaam ne fena yer burası. Kimse kendi degil, herkes mutant. Bir tek aliye teyze ve çetesi Yasamaya devam ediyor eskisi gibi. Yaprak sarma, kısır, çeyrek altin ve bir ters bı düz örgü.

0 yorum

Yoksulluğun kol gezdiği bir malikhanede yaşıyorduk, evet yoksulduk… Kimse kimseyi sevmiyor, yüzüne bakmıyor, umursamiyordu. Oyle garip ve oyle içler acisiydi halimiz. Ve düşünülenin aksine hiç masallara benzemedi sonumuz; bir prens cikagelmedi, bir kaval bizi eski halimize döndürmedi. Sevgiden yoksun ve yoksulduk. Birimizin sonsuza dek uyuyacagini anladığımızda kalbimizin etrafına örülmüş o tastan duvar ancak parçalanmıştı. Çok gecti ama, beklenilenin de en geçi. Gecelerin en geci ve gündüzlerin en siyahi. Hiçbir zaman geçmeyecek ve asla uğultusu dinmeyecek derin yaralar bıraktı bizde. Şimdi… Ne zaman bir dolunay çıksa, uykumuz kaçar.

0 yorum

Mutluluk; çok sıkıcı…
	Mutluluk çürük bir kahve şimdilerde; içtiğinden çok daha acı, bekletilmekten buz tutmuş… Hiçbir benzetmeye yarasamayacak anlamsızlıkta aslında yaşadığımız, yaşadığımızı sandığımız. Beynimize hiçlik sinyalleri vererek yerçekimsiz bir boşlukta, kulağında eski zamanlardan bir beste boş boş bakmaktan başka bir şey degil. Adım atsan bir defa, aslında oldugundan çok daha hızlı gideceksin. Ama yok! Useniyorsun, yorulduğunu söylüyorsun. Hayat çok zor deyip yorgani ta kafana çekiyorsun. 
	Mutsuzluk kolay geliyor insanlara, koolay bulunan bir meyve gibi. Oysa kısın aserilen papaz erik gibi bir şey bence. Çok zor mutsuz insan olmak, caba gerekiyor. Çok çalışmak gerekiyor mutsuz olmak için; onca şarkı bulmak ağlayan, onca film bulmak iç karartan. Oysa ne kolay mutluluğu bir bulutun tavşana benzeyen seklinde bulmak, bir kadının elbisesindeki geyik deseninde yakalamak… Ne kolay şey su mutluluk; asik olmak, öpmek, sarılmak ve birinin yüzünde uyumak. 
	Düşünüyorum aslında bazen; yani düşünebiliyorum. Acıdan zevk alan insanlar evleniyor ve cocukları doğuyor. Çoğalıyorlar gittikçe, gittikçe çoğalıyorlar ve hatta. Dünyada kahveden sebeplerle mutsuz, açık havalarda sisli insanlar geziyor. Hem de hemen her yerde! Çarpışıyorsunuz… Kurtulabilirseniz ne ala! Dertleri her dertten ala, onlara göre… İlgileniyormuş gibi görünüp ne yiyeceğinizi düşünüyorsunuz, biliyorum. Onların yediği ‘sözde’ kazıkları dinlemek karnınızı doyurmuyor. Aciktiriyor ve fakat…

Mutluluk; çok sıkıcı…
Mutluluk çürük bir kahve şimdilerde; içtiğinden çok daha acı, bekletilmekten buz tutmuş… Hiçbir benzetmeye yarasamayacak anlamsızlıkta aslında yaşadığımız, yaşadığımızı sandığımız. Beynimize hiçlik sinyalleri vererek yerçekimsiz bir boşlukta, kulağında eski zamanlardan bir beste boş boş bakmaktan başka bir şey degil. Adım atsan bir defa, aslında oldugundan çok daha hızlı gideceksin. Ama yok! Useniyorsun, yorulduğunu söylüyorsun. Hayat çok zor deyip yorgani ta kafana çekiyorsun.
Mutsuzluk kolay geliyor insanlara, koolay bulunan bir meyve gibi. Oysa kısın aserilen papaz erik gibi bir şey bence. Çok zor mutsuz insan olmak, caba gerekiyor. Çok çalışmak gerekiyor mutsuz olmak için; onca şarkı bulmak ağlayan, onca film bulmak iç karartan. Oysa ne kolay mutluluğu bir bulutun tavşana benzeyen seklinde bulmak, bir kadının elbisesindeki geyik deseninde yakalamak… Ne kolay şey su mutluluk; asik olmak, öpmek, sarılmak ve birinin yüzünde uyumak.
Düşünüyorum aslında bazen; yani düşünebiliyorum. Acıdan zevk alan insanlar evleniyor ve cocukları doğuyor. Çoğalıyorlar gittikçe, gittikçe çoğalıyorlar ve hatta. Dünyada kahveden sebeplerle mutsuz, açık havalarda sisli insanlar geziyor. Hem de hemen her yerde! Çarpışıyorsunuz… Kurtulabilirseniz ne ala! Dertleri her dertten ala, onlara göre… İlgileniyormuş gibi görünüp ne yiyeceğinizi düşünüyorsunuz, biliyorum. Onların yediği ‘sözde’ kazıkları dinlemek karnınızı doyurmuyor. Aciktiriyor ve fakat…

0 yorum

Uzunca bir yol yürüyoruz beraber, çocukluğumda defalarca bisiklet sürdüğüm o toprak yolu tanıyamıyorum. Her şey yabancı sanki; gövdesine acımadan ismi i kazıdınız ağaçlar, seksek çizdiğim her yer! 
	Birinin gidişi size her şeyi unutturabiliyor, bir balığa donüyorsunuz. Hem okyanusunuzdan alikoyuluyorsunuz, hem de hafızanız emiliyor. Kalbinizin kuruluşunu saymıyorum bile. 

	Yürüdüğünüz yollar hiç bitmesin, zaman dursun istiyorsunuz-  aklınız a. Yine yalın ayak dans etmek istiyorsunuz çingene ezgileriyle, darbuka ritimlerinde bulmak istiyorsunuz gençliğinizi. Biliyorum. Akerdeon çalarak para toplamak istiyorsunuz her pazar aksamı meydanda. Yine biriniz tokat yediğinde digerinin kalbi parçalansın diye bekliyorsunuz. 

	Hayat zor geçiyor, en iyisi için bile. Kendinize özgü sanıyorsunuz kederi, herkeste süt beyazlığı arıyorsunuz. En az kirlisi ya da en az yalancısı degil. Hatalarından idam ediyorsunuz, hep veda ediyorsunuz. Karşımızdakini suçlayıp geri çekiliyorsun bir de. 

	İki kardes ne kadar nefret edebilir ki birbirinden bu yastayken? Çocukken daha fazla belki, kıskançlık nefreti doğuruyordu o zamanlar çünkü.  Cocuk aklı iste anlamayamadik!  Nasıl da düşmanca bakardık birbirimizin kıyafeti güzelse… Öyleyse nasıl değiştik böyle biz? Nasıl geldik bu hale? 

	Bambaşka bir ülkeye gidiyorsun şimdi… Yalnızca ikimiz vardık oysa, birbirimizden başka hiç kimsemiz yoktu. Ben ne zaman asik olsam; şarkıları sen sustururdun, sen ne zaman terkedilsen; kadın ırkına -kendim dahil- lanetler yağdırırdim. 

	Kimse bilmiyor, nasıl nefret ettik birbirimizden. Neden sadece susup birbirimize baktığımızı tahmin edemiyorlar, haklılar. 

	Hayat cogu zaman yol ayrımlarından ibaret, bilirsiniz. Bu da onlardan biri iste. Ben gitme diye anahtarlarını sakladım, seninle geleyim diye eşyalarımı valizine taktım. Sen gitmek istedin daha guzel günler için, gelecegini ve geçeceğini söyledin. Ben inanmadım, sen sinirlendin. Ben ağladım, sen bağırdın. Nasıl da babama benzersin sinirden delirince. 

	Ve sen; gidecektin artık, gidiyordun da pek tabii.
	Umarım çabuk donersin, sadece kıskandım yine seni.
	Giden olmanı, bekleyen olmamı…
	Kıskandım, kıskandıra nefret ettim. Ettik.
	Büyüklük yap yine, hemen gel!

Uzunca bir yol yürüyoruz beraber, çocukluğumda defalarca bisiklet sürdüğüm o toprak yolu tanıyamıyorum. Her şey yabancı sanki; gövdesine acımadan ismi i kazıdınız ağaçlar, seksek çizdiğim her yer!

Birinin gidişi size her şeyi unutturabiliyor, bir balığa donüyorsunuz. Hem okyanusunuzdan alikoyuluyorsunuz, hem de hafızanız emiliyor. Kalbinizin kuruluşunu saymıyorum bile.

Yürüdüğünüz yollar hiç bitmesin, zaman dursun istiyorsunuz- aklınız a. Yine yalın ayak dans etmek istiyorsunuz çingene ezgileriyle, darbuka ritimlerinde bulmak istiyorsunuz gençliğinizi. Biliyorum. Akerdeon çalarak para toplamak istiyorsunuz her pazar aksamı meydanda. Yine biriniz tokat yediğinde digerinin kalbi parçalansın diye bekliyorsunuz.

Hayat zor geçiyor, en iyisi için bile. Kendinize özgü sanıyorsunuz kederi, herkeste süt beyazlığı arıyorsunuz. En az kirlisi ya da en az yalancısı degil. Hatalarından idam ediyorsunuz, hep veda ediyorsunuz. Karşımızdakini suçlayıp geri çekiliyorsun bir de.

İki kardes ne kadar nefret edebilir ki birbirinden bu yastayken? Çocukken daha fazla belki, kıskançlık nefreti doğuruyordu o zamanlar çünkü. Cocuk aklı iste anlamayamadik! Nasıl da düşmanca bakardık birbirimizin kıyafeti güzelse… Öyleyse nasıl değiştik böyle biz? Nasıl geldik bu hale?

Bambaşka bir ülkeye gidiyorsun şimdi… Yalnızca ikimiz vardık oysa, birbirimizden başka hiç kimsemiz yoktu. Ben ne zaman asik olsam; şarkıları sen sustururdun, sen ne zaman terkedilsen; kadın ırkına -kendim dahil- lanetler yağdırırdim.

Kimse bilmiyor, nasıl nefret ettik birbirimizden. Neden sadece susup birbirimize baktığımızı tahmin edemiyorlar, haklılar.

Hayat cogu zaman yol ayrımlarından ibaret, bilirsiniz. Bu da onlardan biri iste. Ben gitme diye anahtarlarını sakladım, seninle geleyim diye eşyalarımı valizine taktım. Sen gitmek istedin daha guzel günler için, gelecegini ve geçeceğini söyledin. Ben inanmadım, sen sinirlendin. Ben ağladım, sen bağırdın. Nasıl da babama benzersin sinirden delirince.

Ve sen; gidecektin artık, gidiyordun da pek tabii.
Umarım çabuk donersin, sadece kıskandım yine seni.
Giden olmanı, bekleyen olmamı…
Kıskandım, kıskandıra nefret ettim. Ettik.
Büyüklük yap yine, hemen gel!

0 yorum

Kimsesiz ama kalabalık bir çocuktur acı, tek başına yaşanır çünkü. 
Tek başınasındır ama gölgen, kalemin, defterin, kahven ve belkı sigaran eşlik eder. 
Biraz daha ağlamak istiyorsan ve hatta, müziğin dolaşır kulağında. 
Yani ilk bakışta yapayalnız bir zavallısındır ama kuru bir kalabalığın vardır aslında.

Kimsesiz ama kalabalık bir çocuktur acı, tek başına yaşanır çünkü.

Tek başınasındır ama gölgen, kalemin, defterin, kahven ve belkı sigaran eşlik eder.

Biraz daha ağlamak istiyorsan ve hatta, müziğin dolaşır kulağında.

Yani ilk bakışta yapayalnız bir zavallısındır ama kuru bir kalabalığın vardır aslında.

0 yorum

 Tırnakları henüz kesilmiş bir kedi gibidir aşıkken kadınlar, can yakması ve cesaretlenmesi için uzamasını beklemek zorundadır. 
Zaman geçmeli üstünden, farkına varmalı nerede olduğunun, kime aşık olduğunu idrak etmeli… 
Kaçmasın diye tırnaklarını geçirmeli, sonra sıkılmasın diye sıvazlamalı… 
Dişli ve dişi bir kedi olmalı fakat nankör olmamalı…

 Tırnakları henüz kesilmiş bir kedi gibidir aşıkken kadınlar, can yakması ve cesaretlenmesi için uzamasını beklemek zorundadır.

Zaman geçmeli üstünden, farkına varmalı nerede olduğunun, kime aşık olduğunu idrak etmeli…

Kaçmasın diye tırnaklarını geçirmeli, sonra sıkılmasın diye sıvazlamalı…

Dişli ve dişi bir kedi olmalı fakat nankör olmamalı…

0 yorum

Hoşçakal’li Ördek!

    Hayatımdaki her veda yarım, hayattaki her veda yarım. Sarılıp ayrılsan da, kavga dövüş cekip gitsen de… Hep söyleyecek bir şeylerin oluyor ardından; ya bir susuş ya bir çığlık. Bitmiyor çünkü, mutlaka bir yerde karsına çıkıyor. Kacamiyorsun. İyisi mı, guzel hatırlayalım biz. Kahkahalarınızı, opuslerimizi anımsayalım. Aşkı ve dostluğu bilelim. Aslında, her seyin degerini bilip yolumuza güzelce devam edelim. 

                         Hepinizi seviyorum,
                         Bazılarınızı sevmiştim.
                         Gercekten!

Hoşçakal’li Ördek!

Hayatımdaki her veda yarım, hayattaki her veda yarım. Sarılıp ayrılsan da, kavga dövüş cekip gitsen de… Hep söyleyecek bir şeylerin oluyor ardından; ya bir susuş ya bir çığlık. Bitmiyor çünkü, mutlaka bir yerde karsına çıkıyor. Kacamiyorsun. İyisi mı, guzel hatırlayalım biz. Kahkahalarınızı, opuslerimizi anımsayalım. Aşkı ve dostluğu bilelim. Aslında, her seyin degerini bilip yolumuza güzelce devam edelim.

Hepinizi seviyorum,
Bazılarınızı sevmiştim.
Gercekten!

0 yorum

Sanırım su cümleyi defalarca duymaya devam edeceğim! (bazıları daha eşit - @iclalaydin) (Taken with instagram)

Sanırım su cümleyi defalarca duymaya devam edeceğim! (bazıları daha eşit - @iclalaydin) (Taken with instagram)